Ünlü Video Oyunlarından Uyarlanmış 7 Felaket Film

Aslında bu yazıya başlarken amacım, video oyunlarının konu alındığı ve seyir keyfi yüksek filmleri bir araya getirerek bir liste oluşturmaktı. Hazır önümüzde koca bir yaz da bulunuyorken, sitede eğlenceli filmlerin bir arada bulunduğu bir liste oluşturmayı amaçlamıştım. Fakat video oyunlarının konu edinildiği beyaz perde yapımlarına şöyle bir bakınca, iyi bir filmi bulmanın neredeyse imkansız olduğunu, kötü yapımlarının sayısının ise kat ve kat fazla olduğunu fark ettim. Bu sebeple bugün 7 Video Oyunu Konulu Felaket Film ile karşınızdayım.

Belirtmek isterim ki listenin hakkını tam olarak verebilmek için açtım tüm filmleri baştan sona izledim. Filmlerin etkisinden kurtulmak için girdiğim bir haftalık rehabilitasyon sürecinin ardından da bu listeyi kaleme aldım. Nihai olarak karşınızda izlemenizi hiç de tavsiye etmediğim; oyunları her ne kadar güzelse, film uyarlamalarının o kadar kötü olduğu 7 yapım:


Listenin başlangıcında, yediliye dahil etme konusunda oldukça kararsız kaldığım Warcraft yer alıyor. Esasında 2016 yapımın, film izleyicilerden geçer not aldığını söyleyebiliriz. Özellikle Çin’de başarılı bir gişe elde eden Warcraft, bütçesinden üç kat fazla bilet satmayı başarmıştı. Bunun en önemli sebebi olaraksa, Warcraft isminin başlı başına seyircileri kendine çekmek için yeterli bir sebep olmasını gösterebiliriz. 90’lı yıllar ile oyuncuların hayatına dahil olan oyun, yarattığı dünya ile pek çok kişi için harika hikayelere ev sahipliği yapmıştı.

Aslında film için Warcraft‘ın harika dünyasını yansıtıyor diyebiliriz. Özellikle de yapım, listede yer alan diğer filmlere kıyasla oldukça başarılı diyebileceğimiz bir görselliğe sahip. Azeroth beyaz perdede güzel tasvir edilmiş. Fakat yine de görsel başarı filmin özensizliğini örtmek için yeterli olmamış. Özellikle Warcraft‘ta bir çok sahnede çekim hatası yer alıyor. Bir anda rengi değişen attan tutun, kaybolan eşyalara kadar filmin yapım sürecinde dikkat edilmemiş ayrıntılar mevcut. Filmde sahne sürekliliğinin çok kez unutulması, sonucunda ciddiye alınmayacak bir yapımı ortaya çıkarmış.


6) Max Payne

Oyun tarihinin en efsanevi üçüncü şahıs nişancı yapımlarından olan Max Payne, dolu dolu aksiyonu ile nice kalpleri kazanmış bir oyun. Gerek New York Polis Departmanında görevli bir memur olan Max Payne‘in ailesini kaybetmesiyle başlayan hikayesi, gerekse üç oyun boyunca çizgisi bozmadan devam görsel dili bu yapımı efsaneler kulübüne sokuyor.

2008 yapımı Max Payne filmi ise oyunun muhteşemliğine paralel bir kötülüğe sahip. Baş rolün, Mark Wahlberg tarafından canlandırıldığı eserde, karanlık bir New York yaratılmak istenirken, hiçbir şeyin tam olarak anlaşılmadığı, kötü kötü bir dünya ortaya koyulmuş. Hikayedeki kötü adamın yetersizliği ve Wahlberg’in, o tanıdığımız Max Payne‘e oldukça uzak bir karakter ortaya koyması da film diğer eksileri. Kurşunu bitmek bilmeyen silahlar, üç metre ötesini vuramayan kiralık katiller ve göz kırpan cesetleri de denkleme ekleyince, Max Payne filminin oyunla olan tek ilişkisini, ikisinin de aynı adı taşımaları olarak gösterebiliriz.


5) Need For Speed

Yarış veya motor sporları etiketli oyunlara oldukça uzak birisi olarak ben bile Need For Speed‘in adını çokça duydum, dahası serinin bir kısmında pek çok kazanın yer aldığı beş dakikalık bir kariyerim bile oldu. Özellikle Need For Speed 2 ile ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip oyunun en azından eğlenceli bir yapım olduğuna eminim.

Fakat bu serinin adına yapılmış bir film olduğunu listeyi hazırlayana kadar bilmiyordum. Baş rolünü, Breaking Bad serisinden tanıdığımız Aaron Paul üstlenmiş. Ayrıca Micheal Keaton ve Rami Melek gibi ünlü isimler de bu filmde yer alıyor. Filme gelecek olursak, açıkçası ismine bakınca soluk kesici yarışların ve tozu dumana katan arabaların yer aldığı bir film bekliyorsunuz. Fakat Need For Speed tüm bunlardan oldukça uzak bir yapım olmuş. Aksine iki saatlik, intikam peşinde koşamayan Toby Marshall’ın hikayesini izliyoruz. Ne bir karakter gelişiminin ne de sonunda anlatılmak istenen bir ana fikrin yer aldığı film, aksiyondan da uzak olunca ortaya bu sıkıcı yapım çıkmış.


Belirtmeliyim ki üstteki üç film de listeye ucu ucuna girmiş eserler. Fakat söz konusu Ünlü Video Oyunlarından Uyarlanmış 7 Felaket Film listesinin ilk dört filmi olunca, burada olmayı sonuna kadar hak ettiklerini söyleyebilirim. Bu dünyaca ünlü oyunları mahvetmiş “Mahşerin Dörtlüsünde” ise ilk olarak Super Mario Bros. filminin üzerinde duracağız.

Şöyle bir düşününce Mario ve Luigi’nin hikayesi özünde, insanlık tarihinin en eski kahramanlık öykülerinden barındırıyor: Güzel kızı kurtaran kahraman adam. Super Mario serisi, bu basit hikayeye tonla eğlence katarak dünyanın en ünlü oyunu olmuştu. 1993 yılında ise birileri çıkıp, bu fenomen oyunu konu edinen bir film yapmaya karar veriyor.

Sonucunda ortaya çıkan şey ise neredeyse Mario ile ilgili bildiğiniz her şeyden nefret ettirecek düzeyde. Olabilecek en kötü başrol ikilisinin yer aldığı Super Mario Bros., gezegende var olan en kötü film açılışı ile başlıyor. Yapımcıların bu açılışı, filmin saçmalık seviyesine dair bir uyarı olarak koyduğunu düşünüyorum. Zira filmde kurgu edebiyatındaki en kötü alternatif dünya bağlantısı, beyaz perdenin gördüğü en kötü görsel efektler ve gram inandırıcılığı bulunmayan dövüş sahneleri yer alıyor. Dahası amaçsız bir dans kapışma sahnesi, olabilecek en kötü ‘kötü adamları’ ve yarım saat süresince patlamayan bombalar da bu saçmalığın diğer maddeleri.

Yine de listeden beklenilenin aksine bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Eğer siz de , arkadaşlarıyla bir araya gelip Gerçek Kesit bölümlerini seyretmekten zevk alan bir mazoşistseniz, Super Mario Bros. filmi tam size göre.


Street Fighter II, atari salonlarının altın çağında meşhur olmuş ve kitleleri peşine takmıştı. Dahası şahsımca Street Fighter II, serisinin teki iyi oyunu olup, yıllar boyu seriyi ayakta tutan oyundu. Öyle ki bu oyun 90’lı yılların başında milyonlarca satmış, ilk üç yılın sonunda Capcom oyundan 2 milyar dolar kar sağlamıştı. 1994 yılında oyunun yakaladığı bu havadan yararlanmak isteyen film yapımcıları da kameranın başına geçer.

Ülkemizde Son Savaş adıyla vizyona giren Street Fighter filminde baş rolü ise Jan-Claude Van Damme üstlenmişti. Ancak Guile rolüyle seyirci karşısına çıkan Van Damme bile filmin kötü olmasının önüne geçememiş. Filmin en büyük günahı, özünde pata küte dövüş oyunu olan bir uyarlamaya hikaye eklemeye çalışmak olmuş. Street Fighter‘ın ilk yarısı mantıklı bir hikaye aktarmakla geçiyor. Filmin ikinci yarısında ise bir anda bu hikaye boş veriliyor ve eser bir anda meydan dövüşüne dönüyor.

Dahası bir dövüş filminden ne beklersiniz: Bol aksiyonlu kavgalar. İşte Street Fighter‘da öyle bir dövüş yok. Koreografinin sıfır olduğu, oyuncuların poz kesmekten öteye geçemediği kavgalarda adeta uykunuz geliyor. Sonuç olarak da hikayesi ve oyunculukları zayıf, dövüşemeyenlerin hikayesi Street Fighter, listemizin üçüncü sırasında yer alıyor.


Hitman, üçüncü şahıs nişancıdan tutun da sıra tabanlı stratejisi türüne kadar oldukça geniş bir yelpazede başarılı oyunlara sahip bir seri. IO Interactive, basit bir suikastçi hikayesine pek çok farklı formülü uygulayarak her seferinde ayrı bir başarı yakalamayı başardı.

Bu başarılı video oyununa önce 2007 yılında, baş rolünde Timothy Olyphant‘ın yer aldığı bir Hitman filmi çekildi ve bu film gişede büyük bir fiyaskoya sahne oldu. Film o kadar kötüydü ki, serinin hayranları bile bu filmi ipten alamadı. Daha sonrasında, yaptıkları filmin kötülüğü onları tatmin etmemiş olacak ki, yeni bir yönetim ve oyuncu kadrosuyla Hitman: Agent 47‘yi çekmeye karar veriyor.

Ajan 47’yi Rupert Friend‘in canladırdığı yeni Hitman filmi, eleştirmenler tarafından adeta yerden yere vuruluyor. Sahne çekmekten yorulan yönetmenin, aynı sahneyi arka arka koyduğu, bir figüranın üç kez öldüğü söz konusu yapımda, ne bir oyunculuk yer alıyor ne de bir senaryo. Filmin dövüş sahneleri ise oldukça sığ ve yapmacık. Üstelik bitiş sahnesinde yer alan dövüş sekansı, John Wick‘in ilk filminde yer alan gece kulübü kısmından koreografi olarak amatörce kopya edilmiş. Sadece siyah takım elbise ve kırmızı kravatın giyebiliyor olmanın, Hitman filmi için yeterli olduğunu gösteren bu yapımdan uzak durmanızı ekseriyetle tavsiye ediyorum.


Eve! Bir çok filmi tanıdık, bir çok filmi gördük. Şimdi geldik en civcivli bölüme; kralların kralı, kötülerin en kötüsü Mortal Kombat: Annihilation‘ı konuşmaya. En başından söylemeliyim ki film berbat ötesi. Bir buçuk saat izlediğimiz her şey anlamsız. Filmin başında izlediğimiz ‘ana karakterlerin’ birkaçı boyutlar arası portaldan geçerken, biri ise uçan tekme sevdasından can veriyor. Ayrıca filmde bir hikayenin anlatılmak istendiğini de sanmıyorum. Senaryo adeta “İyiler var, kötüler var birbiriyle dövüşsünler işte.” güdümünde yazılmış.

Senaristlerin tüm umudunu bağladığı dövüşler ise hiç de öyle aman aman değil. Daha doğrusu dövüşlerin bir orta yolu yok. Kimi dövüşlerde karakterler birbirine dahi vuramazken, kimilerinde havada dönen rakibine tekrar tekrar tekme atan karakterler var. Berbat ötesi dövüşlerin ötesinde dikkat çekmek istediğim ayrıntı, filmdeki sekiz tane ninja figüranı. Tek görevleri sahne arkasında takla atarak dolaşmak ve ölmek olan bu figüranlar, filmde en çok emeği geçmiş isimler olabilir.

Mortal Kombat: Annihilation‘ın görselliği de ayrı bir sorun, zira filmdeki tüm karakterler mor. Bütün filmi anlamsız mor bir filtre ile izliyoruz. İlkokul öğrencisi elinden çıktığı belli olan diyalogları ve dövüş öncesi üç dakika poz kesen oyuncuları da ekleyince bu film tam bir felaket. Listenin zirvesinde yer alan bu film, ilk görüldüğü yerde imha edilmeli.

Daha Fazla İçerik
Adidas’tan 2019 Star Wars Koleksiyonu