Dolu Dolu Bir Yolculuk Sizi Bekliyor | Journey (inceleme)

uçsuz bucaksız bir serüven ve aşılacak uzun yollar

Journey hem karakterlerin görünüşü, müzikleri, içinde yarattıkları sanat, anlattığı hikayenin belli olmaması yani en azından bu konu da üstüne düşünülecek şeylerin olmaması ile sizi içine çekiyor. Kısaca oyunda daha çok  önem verilen şeyin olarak görsellik, küçük bulmacalar ve içerisinde akıcı anlar olduğunu söyleyip, buna değinmezsek üzülürüz. O yüzden ilgisini çekmeyen arkadaşlarımıza buradan sonra üzülerek veda edebiliriz. İlgisini çeken ve daha fazlasını duymak isteyen arkadaşlara ise hoş geldiniz diyoruz.


Yaşayacağınız En İyi Yolculuk Olabilir

Journey ‘de oyun boyunca o kadar güzel bir yolculuk yaşıyorsunuz ki, oyunun oynanış süresinin kısalığı sizi bir noktada üzüyor. Çünkü oyunun sizi sürüklediği mekanlar ve o mekanlardaki bulmacalarla birlikte bazen tehlikeler, bu yolculuğu güzel bir deneyim haline getiriyor. Maceramız uçsuz bucaksız gibi görünen bir çölde başlıyor, çölün kumlarının içerisinde ilerlerken havada, uçabilen sihirli kumaş parçaları halinde canlıları görüyoruz. Ve yapabildiğimiz tek şeyi o an yapıyoruz, bir sinyal yolluyoruz. Ve bu canlılar bize bir özellik katıyor, bir süreliğine havada kalabiliyor ve çölün tepelerinden aşağıya doğru kayabiliyoruz.

Tabi ilk başta işlevinin sadece bu olduğunu düşünüyoruz. Ama bu özelliğimiz bölüm geçtikçe güçleniyor. Daha fazla havada kalabildiğimizi, engelleri geçerken daha az zorlandığımızı ve amacımıza bir adım daha yaklaştığımızı hissediyoruz. Tabi her şey güzel gidiyor, bu dünya herhalde bu kadar tatlı ve ben o dağın tepesine rahat rahat erişebilirim diye düşünürken; bizim bu yeteneğimizin gelişimi ile beslenen canavarlar görüyoruz. Onların radarına her girdiğimizde ve bizi fark ettiklerinde bir bakıyoruz ki bizi savurması ile başlangıçtaki uzantı boyumuza geri dönmüşüz.

Bu canlılar ise, hem bulmacalarımızın anahtarları, hem de tutsak tutulduklarını düşündüğüm kumaş parçaları oluyorlar. Ve bu kumaş parçalarını çeşitli canlı şekillerinde görüyoruz. Bir balina veya denizanası şeklinde bile doğada bulunabiliyorlar. O yüzden bu kumaş parçalarını ben burada oluşmuş doğanın yapı taşları gibi görüyorum. Tutsak derken de, fark edeceksiniz çoğunlukla onları kapalı yerlerde görüyoruz ve yaydığımız sinyaller ile onları tutuldukları yerden çıkarıyoruz. Tutuldukları yer sanki bizlerin kaçtığı canavarların ölü bedenlerine benziyor. Onlarla beslenen bu canavarlar öldükten sonra içerisindeki kumaş parçaları acaba öyle kalıyor mu diye düşünmüştüm. Tabi sizler de oynayınca büyük ihtimalle kendi teorilerinizi geliştireceksiniz.

Journey Monster Sanat


En Tepeye Doğru

Çölde ilerlerken bir anda uzaklara bakıyoruz ve gördüğümüz şey dağın üstündeki yarıktan taşan o parlaklık oluyor. İşte o an anlıyoruz ki evet, oraya girmeliyiz. Bunu herhangi biri söylemeden, bir şey duymadan, sadece o anı yaşayarak görevimizin o olduğunu anlıyoruz.

Journey ‘de kullandığınız sadece tek bir tuş var ve oyunda yapabildiğiniz her şey bundan oluşuyor. Zıplama yok, koşmak yok. Ki uçsuz bucaksız görünen bir yerde sadece aynı şekilde ilerleyebilmek, bize burayı tanıma inceleme ve sade görüntüsün içerisinde kaybolabilme şansı veriyor. Düşünsenize altın rengi kumların arasında kayarak ilerliyorsunuz, bir geçitten geçiyorsunuz ve o an da kamera açısı yan tarafımızı göstermeye başlıyor. Kumların arasında süzülürken bir yandan da müthiş çizimlerle oluşturulmuş şeylere bakıyorsunuz. Belki de kaymaktan bu kadar bahsettiğimden anlamışsınızdır ama cidden oyunda ki bu olaya bayıldım.

Karakterimiz her bölüm geçtiğinde mabet gibi bir bölgede (cidden tam olarak ben de adlandıramıyorum), belli sanrılar görüyoruz. Gördüğümüz şey ise dağın silüetinin önünde duran koskocaman bir silüet daha. Kendisinin bizim türümüzden olduğunu görüyoruz. Ve her bölüm geçip, hedefimize bir adım daha yaklaşınca aynı şekilde oturup onunla karşılaşıyoruz. Bu dünyada iletişim yolu olan sinyallerle bizimle iletişim kuruyor ve sonra yolculuğumuza devam ediyoruz. Tabi neden böyle bir şey gördüğümüzü bilemiyoruz. Ama oynarken, bilgelik yolunda attığımız adımlarda bize yol gösteriyor gibi düşünmüştüm.

Tabi yol gösteren bir tek o da değil. Oyunu multiplayer olarak oynayabiliyoruz. Yani bize katılan yoldaşımızla beraber hikayemize devam edebiliyoruz. Özellikle önceden oynayan birine denk geldiyseniz size etrafı keşfetmenizde yardımcı olacaktır. aynı zamanda karşılıklı bir yardımlaşma da söz konusu tabi. Arkamızdan sallanan kumaş parçasına yüklü enerji sayesinde, uçabildiğimizden bahsetmiştim. İşte birbirimize sinyaller yollayarak bu kumaşlara tekrardan enerji doldurabiliyoruz. Tabi bazıları çok aceleci de olabiliyor. Hatırlıyorum da bir işim vardı o yüzden oyunu bir dakikalığına durdurmam gerekmişti. Durmadan yanıma gelip ısrarcı bir şekilde “kalk da oynayalım artık” dercesine sinyaller yolluyordu. Ama kesinlikle bir yol arkadaşıyla oynamak çok daha iyi olabiliyor. Ve tanımadığınız biriyle bu yolculuğu paylaşmanız çok eşsiz bir şey.

Journey Multiplayer


Journey ’in Arkasındaki Sanat

İnsanların içerisinde oluşan duyguların ve hislerin karşılığını vermeyi bazen beceremeyiz. Mesela cidden üzüldüğümüzde ağlarız ya da acıktığımızda yemek yeriz. Ama insanlar hissetmek istedikleri bazı duygulara da aç olabiliyorlar. Duygularını tatmin etmek için müzikten sinemaya, oyundan romanlara eğlence arıyorlar. Ve aslında  piyasadaki birçok oyunun bunlara yaratacak güçlerinin olduğunu biliyoruz ama bunu tercih etmeyebiliyorlar. İşte bu oyunun tasarımcısı olan Jenova Chen, Journey ‘de, oyunun içerisinde yarattıkları sanatın sebebinin bu ihtiyaç olduğunu dile getiriyor. İçinde bulunduğunuz o ortamı sorgulamanız ve aynı anda duygu yüklü bir deneyim yaşamanız oyunun farklılığını size hissettiriyor.

Yazımın girişinde de bahsettiğim gibi oyunun tasarımı en çok üstüne uğraşılmış özelliği oluyor. Kolay oynanabilirliği size o anı yaşamanız gerektiğini ve dünyasına odaklanmanız gerektiğini belli ediyor. Normal de bir oyunda yönümüzü, gideceğimiz yeri ve hedefimizi bize birinin göstermesini isteriz veya bir simgenin. Ama bu oyunda çevrenin mimarisi yani dünyası ve içinde bulunan sadeliği size yönünüzü gösteren şey oluyor.

Yukarıda ölüp bittiğim “kumların arasından kaymak” olayını biliyorsunuz. İşte ben bunu niye bu kadar sevdim, bana neden bu kadar iyi geldi bu olay diye düşünürken cevabımı buldum. Oyunda kullanılan duygusal eğri, bana bu duyguyu verebiliyor. Yani oyundaki tepeler ve o tepelerden aşağıya doğru süzülmek bu eğrinin temelini oluşturuyor.

Journey Gameplay

Journey ‘de herhangi bir dilin bulunmaması sizin duygularınızı daha iyi yaşamanızı da sağlıyor, inanın. Çünkü ne hissettiğini söyleyemeyen veya konuşamayan bir canlıyı siz kafanıza göre yorumlayabilirsiniz. Söylenen herhangi bir söz doğal olarak sizin tüm olaya bakışınızı değiştirebiliyor. Daha önemlisi yönlendirebiliyor. İşte bu yönlendirme olmaksızın siz kendi istediğinize göre düşünüp, yorumlayabiliyorsunuz olayları.

Journey ‘in oynanışı, dünyası ve oyunu güzel kılan tüm şeyler bana göre bunlar. Eğer siz de anlattığım kadarıyla oyunu beğendiyseniz alın ve kendinizi müthiş bir serüvene hazırlayın!

Diğer incelemelerimize buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Artı Yönler
atmosferi, müzikleri, kolay oynanabilirliği.
Eksi Yönler
oyunun süresinin kısalığı. Yetmiyor, yetmiyorr
8.5
İyisiyle, kötüsüyle bizimdir!