Alışılmışın Dışında Bir Deneyim Sunan ‘Detroit: Become Human’

Detroit: Become Human, 25 Mayıs’ta çıktı ve piyasaya sürülmesinin ikinci haftasında 1 milyon sattı. Oyunun geliştirilmesi Paris’te tamı tamına 4 sene sürdü, 180 kişilik bir ekip bu oyun için farklı aşamalarda çalıştı ve 250 oyuncu, 513 farklı karakteri canlandırdı. Yayıncılığını Sony’nin, geliştiriciliğini ise Quantic Dream’in yaptığı ve PlayStation 4 için çıkarılan Detroit: Become Human’ı YouTuber Barış Özcan videosunda “Modern Kukla Oynatıcılığı” olarak tanımlıyor.


74.000 animasyonun yapıldığı, milyonlarca satır kodun ve sayfalarca metnin yazıldığı Detroit: Become Human, günümüzden 20 yıl sonrasını, 2038 yılını konu alıyor. Geldiğimiz 2038 yılında yapay zekaların, oyundaki adlarıyla Android’lerin Detroit’teki hikayesini görüyoruz. Birer teknoloji ürünü olan bu robotların gelecekte köle sınıfını oluşturduklarını; hizmet etmek, çocuk bakmak, ev temizlemek, kişisel asistanlık yapmak, seks işçisi olarak kullanılmak ve çok kalifiye olmayı gerektirmeyen işlerde insanların yerini almaya başladıklarını izliyoruz. Söz konusu Android’lerin zamanla yalnızca mantıklarını kullanmadıklarını ve duygularını da geliştirdiklerini, duygusal ilişkiler kurabildiklerini görüyor, “insan olmak” ve özgür olmak için verdikleri mücadeleye tanık oluyoruz.

Oyunun yalnızca 1 senaryosu bulunmuyor. Oynadığınız karakterlerle yaptığınız seçimler oyunun gidebileceği noktaları belirliyor. Güvenmeli mi, güvenmemeli misin? Evden çıkmalı mısın, arka bahçede saklanmalı mı? Cannor, Marcus ve Kara oyunda seçimlerini yönlendirdiğimiz kritik karakterler.

Cannor, bir polis Android. Oyunun farklı aşamalarında kendi insanlarıyla birlikte olmaktansa verilen “görev”e odaklanması onu öne çıkaran özelliklerinden. Ayrıca Cannor ne zaman bir görevde ölse bilinci bir sonraki Andoid bedene aktarılıyor ve böylece kaldığı yerden, kaldığı anılarla devam edebiliyor. Bu anıları ve küçük detayları görmezden gelmeyin, oyunun çok kritik bir aşamasında önünüze gelebilen çok ince detaylar olabilir. Ayrıca Cannor’ın, Lieutenant Hank Anderson ile olan ilişkisi oyunda belirleyici bir rol oynuyor.

Marcus ise bir RK200 model Android. Eğer doğru seçimleri yaparsanız (kime/neye göre?) direnişin lideri olacak olan Marcus, direniş öncesinde ona çok farklı ufuklar gösteren ressam Carl Manfred’in himayesinde. Marcus ve Carl’ın ilişkileri bir nevi baba-oğul ilişkisini andırıyor. Marcus’un direnişin lideri olacağının sinyallerini Carl ile olan diyaloglarında ve Carl’ın ona gösterdiği farklı yollarda görebiliyoruz. Marcus’un insan olmak üzerine sorgulamaları Carl ile olan ilişkisini görünce çok da garip gelmiyor açıkçası. Ama dikkat edin, burada bir aile draması da var! 🙂

Kara’ya gelirsek… Kara’nın hikayesi direnişin biraz daha dışında, Alice ve Alice ile aile olmaya başlamalarıyla ilgili. Tabii eğer sizi o aşamaya götürecek tercihleri yaparsanız. Birlikte sınırı geçmeye ve Kanada’ya ulaşmaya çalışan Kara ve Alice’in yol boyunca yaşadıkları, olaylardan nasıl etkilenecekleri de size kalmış.

Özellikle karakterlerin gözlerine dikkat edin, çok etkileyici bir iş çıkarmışlar!


Oyunun müzik seçimleri çok etkileyici. Temel 19 parça haricindeki her karakterin listesini farklı composerlar bestelemiş. Oyunun sonlarında geldiğiniz bir aşamada yapmanız gereken bir tercih olacak. Lütfen ama lütfen “Sing” seçimini yapın, tüylerinizi diken diken edecek bir an olacak.

Quantic Dream’in ‘Beyond: Two Souls’tan sonra aldığı tüm eleştirileri burada ustaca değerlendirdiğini görebilirsiniz. Zira Beyond: Two Souls için bir oyundan çok “interaktif sinema” olduğu yönünde fazlaca değerlendirme vardı.

Kısacası, bir köle sınıfın özgürlükleri için verdikleri mücadeleye, “insan olmak” çabalarına tanık olacağınız Detroit: Become Human sizi darmadağın edecek.

Yazıyı da şu satırla kapatalım:

Hold on, just a little while longer…

Daha Fazla İçerik
Director Xenite Kapak
Zamanlar Arası Bir Ajan Olmak İster Misiniz? Director: Xenite [İnceleme]